9 Temmuz 2007 Pazartesi

Aile

AİLE
Aile toplumun en küçük yapı birimidir.Bir toplumun gerçek manada toplum olabilmesi ailelerin varlığına dayanır.Toplumdaki gelecek nesillerin istihsali ve yetişmesi ailede gerçekleşir.Aile bir nevi toplumun [neslin çoğalımı açısından]fabrikasıdır.
İnsanlık tarihinde aile olgusunun ne zaman ortaya çıktığı konusunda bir konsensüs yoktur.Dinsel öğretilere göre(dört büyük din) evlilik ilk insandan( Hz .Adem ve Havva) itibaren başlamış sosyologlara göre ise avcı ve toplayıcı topluluktan sonraki toprağın işlenmesi ve yerleşik düzene geçişde başlamıştır.Tarım toplumunda özel mülkiyet doğmuş ve mülkiyetin sahibi olan insan kendisinden olan ve mülkiyetin korunmasını ve işlenmesini sağlayacak nesillere ihtiyaç duymuş ve gerçek manada aile kurumu ortaya çıkmıştır.

Aile ve toplum ilişkisini insan bedenine benzetmek mümkündür.İnsan bedeni topluma bedeni oluşturan hücreler(Bir insan bedeni ortalama 60 trilyon hücreden meydana gelir) ise aile ye tekabül eder. Organlarda ki bir veya birden fazla hücrenin kaybı veya bozunumu bedene pek zarar vermez lakin hücre kaybında veya bozunumunda sürekli bir artış varsa (kanser hücreleri gibi) kritik bir aşamadan sonra bedene zarar verecektir.İşte toplumu meydana getiren ailelerin yapısında sürekli bir bozunum varsa bu toplumun iflasına sebep olacaktır.Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir toplum sağlıklı aileler üzerine temellidir.
Aile olayını insan yönünden ele alırsak niçin birey aile kurma ihtiyacını duyar?Bireyin toplumsal kurallarla zaten sınırlandırılmış olan özgürlüğünü daha kısıtlayıcı bir konuma düşüren aile kurma eğiliminin kaynağı nedir?İnsandaki bu insiyakın üç temel nedeni vardır.
1-Yalnızlık duygusunu giderme
2-Ebedilik duygusu
3-Fizyolojik ihtiyaç
1-Yalnızlık duygusunu giderme:Toplumsal bir varlık olan insan toplum içinde yalnızlık duygusu ile yaşar.Yalnızlık insana en onulmaz acıları tattırır.Yalnızlar hapishanesinden kurtulmanın yolu sevme-sevilme ve birlik olma duygusundan geçer.Birlik olmanın en kestirme yolu ise karşı cinste yok olmaktır.İnsan sevmek ve sevilmek ister,insan kendisine değer verilmesini ister,insan sahip olduğu meziyetlerin yüceltilmesini ister,en önemlisi insan duygu ve düşüncelerinin bir yolunu bulup aktığı bir varlık ister.
2-Ebedilik duygusu:İnsan da ebedi olma arzusu vardır.fakat insan tecrübe yoluyla dünyaya gelen her canlının ölümü tadacağını öğrenmiştir.Dünyada ebedi olmanın en kolay yolu doğurganlık içgüdüsü ile karşılanır.Kendisinden doğan ve ondan sonradakiler hep kendisinin devamıdır.Özellikle kadında neslin devamı arzusu erkeğe göre daha fazladır.Kadın kendi eti ve kanından varolan,kendine benzeyen ve yaratma olgusu (sadece müsebbip olsa da) hazzını tadan varlıktır.
3-fizyolojik ihtiyaç:İnsanda yeme, içme, korunma ve barınma ihtiyacından sonraki en büyük ihtiyaç cinsel ihtiyaçtır.İnsandaki cinsel ihtiyaç diğer canlılara nazaran süreklilik arz eder.Dinsel ve toplumsal kurallar insanın bu ihtiyacını meşru bir zeminde(evlilik) karşılanması gerektiği duygusunu verir.Unutulmamalıdır ki insandaki cinsel istek sadece fizyolojik bir ihtiyaç değil aynı zamanda senkronize olmuş ruh ve bedenin bir olma isteğidir de.Evlilik bu duyguların yitimi için biçilmiş kaftandır.
Aile müessesinin teessüsünde farklı duygu ve paradigması olan iki insanın uyumlu bir beraberlikleri nasıl oluşur.?Aile içerisinde karşılaşılan sorunlar ve bunların çözüm yolları nelerdir? birazda bu konuları tartışalım.
İlk önce kadının aile ve toplum içindeki konumu ve bunun kadın üzerindeki psikolojik etkisini irdeleyip ve kuracağı aileye yansımasını inceleyelim.
Kadın aile ve toplum içinde (özellikle gelişmemiş toplumlarda daha fazladır)erkeğe göre tali bir konuma sahiptir.Erkeğe verilen sevgi, saygı ve değer kadına verilmez.Bu kadında “aşağılık kompleksi”nin oluşmasına sebep olur.Bunun tek sebebi olabilir oda erkeğe göre bedenen güçsüz olmasındandır.
Kadın ergenlik yaşına ulaşıp evlenecek çağa ulaştığında aşağılanma duygusunun giderilmesi için kendisini seven,kendisine değer veren ve saygı duyan bir erkek ister.Kadın için sevilmek sevmekten önceliklidir.Çünkü aile ve toplumda hep ikincil olmuş,hakir görülmüş ve aşağılanmıştır.
Bu durumu bir örnekle açılayalım:Bir ailenin Burcu ve Okan adında bir kız ve bir erkek çocukları olduğunu tasavvur edelim.Bu kardeşler arasında bariz yaş farkı olmasın.Aile içerisinde Burcu her işe koşuşturur:Yemek yapar,bulaşık yıkar,temizlik yapar…..vs. Okan ev içinde Burcuya göre nerde ise hiçbir iş yapmaz.Burcu hizmet eden Okan ise hizmet edilen konumdadır.Bu şartlar altında yetişen Burcunun “Aşağılık kompleksi” ne tutulması kaçınılmazdır.
Evlilikte kadın eşinin sevgisini sadece hal ile değil dil ile de pekiştirmesini ister.kadın erkekten seni seviyorum,ne kadar harikasın,güzelliğin karşısında sarhoş olup ser mest oluyorum gibi sözcükler duymak ister.Kendisine verilen bir çiçek veya hediye en büyük mutluluktur.Çünkü bunlar kendisinin değerli bir varlık olduğunun tasdikidir.işte kadının eşinden her gün “seni seviyorum” gibi sözcükleri duymak istemesinin sebebi aşağılık kompleksinden kaynaklanmaktadır.fakat kadın bilinç altında erkekle eşit olduğunu kabul etmişse veya eşinin her alanda bir adım önünde ise, yönetilen değil yöneten ise durum değişecek belki erkek aşağılanma duygusu ile eşinden övgü dolu sözcükler bekleyecektir.
Eğer kadında(nadiren erkekte de olabilir) “aşağılık kompleksi” marazi derecesinde ise her iki tarafı zor günler bekliyor demektir.Böyle tip insanlar eşinin sevgi,saygı ve ilgisini diğer insanlarla paylaşmak istemez.Bu olguların sadece kendisine dönük olmasını arzu eder.Bu da imkansız olacağı için aile içerisinde sürtüşmeler ve çatışmalara dönüşür.
Kadın erkeğe göre daha duygusal ve sezgiseldir.Doğurganlık kendisinde olduğu için çocuklarına karşı daha şefkatli ve merhametlidir.Daha aile merkezlidir ve bütün dünyası kurduğu yuva üzerine kuruludur.
Kadın aile ve toplumsal kurallarla daha disipline olmuştur.Daha sabırlı ve daha azimlidir.İsteğinde istikrarlıdır.Kadının bu özellikleri karşısında erkek-ne kadar rasyonel de olsa- aile içerisinde iktidarı devretmek zorunda kalır.
Erkek aile ve toplum içinde daha özgür,daha kural tanımaz ve daha az disipline olmuştur.işte bu özellikler erkeğin daha “rasyonel olmasına” kaynaklık eder.tabi ki iki cins arasındaki fizyolojik ve ruhsal farklılıklar da göz ardı edilemez.
Erkekte sevme olgusu sevilme olgusundan önceliklidir.Eğer erkek evlenmezden önceki kadına göstermiş olduğu ilgi,alaka ve sevgiyi evlilik sürecinde de göstermiş olsaydı belki bütün sorunlar örtbas edilirdi.Lakin erkek evlendikten sonra kadını ele geçirilmiş bir varlık olarak görmeye başlar.Her gün ilgi ve alakası silikleşir.Bir gün o hale gelir ki eşinin ne yaptığını ve ne söylediğini bile umursamaz.Erkekte ki bu hissin giderilmesi birazda kadına bağlıdır.Kadın ele geçirilmişlik duygusunu erkeğe tam olarak yaşatmamalıdır.kendisine ait duygu, düşünce ve his dünyasını ifşa etmemelidir.Kadın kendisinde erkeğin giremediği kapıları kilitli sırlı ve erişilmez odalar bırakmalıdır.

Sağlıklı aile sevgi hoşgörü ve empatik ilişki temeline dayalıdır.Bunlardan bir veya bir kaçının Yokluğu aile kavramının aksamasına neden olur.İki insanın evlendikten sonraki en büyük hataları eşinin kendisi gibi düşünmesini kendisi gibi hareket etmesini kendisine ait değer yargılarının ve paradigmasının eşinde de olmasını istemesidir.
Evliliğin her iki insan için ateşten bir gömlek olmaması için zorunluluklar zincirinin kırılıp libere olmuş bir birlikteliğe dönüşmesi sağlanmalıdır.
Toplumda sağlıklı nesillerin yetişmesi anne ve babanın uyumlu birlikteliğine bağlıdır.Bu birliktelik toplumdaki en vazgeçilmez ve en kutsi birlikteliktir.


17/12/2006
Cafer ŞAHİN

Hiç yorum yok: